Acaba Mükemmeliyetçi miyim?

Mükemmeliyetçi kişilik özellikleri geliştirenler eleştirilerini hem kendilerine hem de çevrelerine yöneltse bile bu durumun başarıyı olumlu yönde etkilediğine dair bir kanıt bulunmuyor. Peki mükemmeliyetçilik nereden geliyor, hepimiz biraz mükemmeliyetçi miyiz?

“Mükemmel insan, mükemmel anne, mükemmel eş, mükemmel yönetici, mükemmel öğrenci. Tüm bu rollerde başarılı olmak mı istiyorsun o zaman asla hata yapmamalı, en iyisi olmalısın. Yoksa bu halinle kimseyi mutlu edemezsin, aramızda zaten olamazsın. Aslında sen her şeyin en iyisine layıksın, bu yüzden en iyisini de yaparsın, buna mecbursun. Zaten iyi bir anne değilsin, bu gidişle olamayacaksın!” Okuması bile garip gelen bu söylemlere bazen bu kadar açık bazen üstü kapalı maruz kaldığımız yahut böyle hissettiğimiz zamanlar olur. Sistemin, bazı uzmanların veya yazı başlıklarının bir dayatmasıdır. “Mükemmel olana kadar çalışmalısın, yaşadığın stres, kaygı seni bitirse de bunlar mükemmel olmanın bedelidir.” Bu dayatmalar bazen dışarıdan olurken bazen de içten olur. Kendimize hata payı vermeden en yüksek hedefe ulaşabilmek için var gücümüzle çalışırız. Ancak nasıl oluyorsa bir türlü o “mükemmele” erişemeyiz. Hep bir yerler eksik kalır, hep yolunda gitmeyen bir şeyler vardır. Sonucunda ise kendimizi başarısız, yetersiz ve mutsuzken buluruz. İşte bu özellikleri taşıyan kişiler üzerinden mükemmeliyetçilik adı verilen kişilik özelliği çeşitli birçok araştırmaya konu olmuştur.

Tanımını yapacak olursak mükemmeliyetçilik; kişinin kendisine ve diğerlerine yönelik gerçekçi olmayan, ulaşılması zor, yüksek standartlar belirleme eğilimi ve bu standartlara ulaşmak için aşırı çaba gösterme davranışıdır diyebiliriz. Bu aşırı çaba gösterme hali yıpratıcı ve kaygı uyandıran bir davranış olarak karşımıza çıkar. Kişinin benlik saygısının düşük olması sebebiyle kişide sürekli olarak kendinden memnun olmama, hoşnutsuzluk hali hakimdir. Bu kişiler için hata yapmak söz konusu değildir. “Olurda ortada bir hata varsa o yapılan işte değil kişinin kendindedir.” inancı vardır. Hatasız olup en iyisini yaptıklarında başarılı olacaklarına, kabul göreceklerine, sevilmeye layık olacaklarına dair beklenti içinde olurlar. Ancak bunu yaşayamazlar çünkü kendilerine dair düşünceleri olan; olumsuz benlik algısı, kendini yetersiz görme, reddedilme ve kabul görülmeme korkularıyla işlerinde tam etkin olamazlar. Oysa kişilerin “hata yapıyor olmam sevilmeme engel değil” ya da “hata yapmış olmam beni kötü insan yapmaz” düşüncelerine inancı olsa, kişi ne kendini bu kadar hırpalar ne de diğerlerinden mükemmel olmasını ister. Koşulsuz sevmeyi denemiş olur, mükemmel olmasa da sever ve sevildiğine inanır.

Kişilerin “hata yapıyor olmam sevilmeme engel değil” ya da “hata yapmış olmam beni kötü insan yapmaz” düşüncelerine inancı olsa, kişi ne kendini bu kadar hırpalar ne de diğerlerinden mükemmel olmasını ister.”

Araştırmalar, mükemmeliyetçiliğin farklı boyutlarının olduğunu gösteriyor. Kişinin kendisinden gerçekçi olmayan ve ulaşılması zor standartlar belirleme eğilimi, kendine yönelik mükemmeliyetçilik olarak tanımlanırken, başkalarına yönelik de aynı beklentiler içinde olması, bu standartlara uymalarını beklemesi ve bu beklentilerin mükemmelin altında olacağına dair korkuları sebebiyle başkasına görev vermekten kaçınıp kendileri yapma eğiliminde olmaları ise diğerlerine yönelik mükemmeliyetçilik olarak tanımlanır. Bir de sosyal olarak belirlenen mükemmeliyetçilik vardır ki burada kişiler, diğer insanların kendilerinden ulaşılması zor, yüksek standartlar beklediği inancına sahip olup diğerleri tarafından eleştirileceğini düşündüğünden sosyal kaygı gösterme eğiliminde olurlar. Aynı zamanda mükemmeliyetçi bireyler sadece kendi gözünde değil başkalarının gözünde de mükemmel olma ihtiyacı hissedebilir ve diğerlerinin gözünde o standarda ulaşamadığında depresif duygu durumu yaşayabilirler.

Mükemmeliyetçi bireylerin bu özelliklerinin nasıl oluştuğuna dair farklı modeller sunulmaktadır. Bunlardan bazıları: Bazı ebeveynler endişeli yetiştirme tarzına sahiptir. Hatalara çok fazla takılırlar. Çocuklarına da hatalardan korkmayı, hata yapmamaya çalışmayı ve hataların sonucuna odaklanmayı öğretirler. Çocuklar da hata yapmamak için mükemmeliyetçi özelliklerini geliştirirler. Bir başka modelde; çocukken takdir edilme, kabul görülme ve sevilme gibi ihtiyaçlarının karşılanması belli başarılara bağlanmış olan çocuklar, eleştirilmemek, sevilmek ve kabul görmek için mükemmel olma çabası içinde büyürler. Dolayısıyla eleştirilere, hatalara ve başarısızlıklara aşırı hassasiyet gösterirler. Ya da huzursuz, fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kaldığı bir aile ortamında büyüyen çocuklar kendi şartlarıyla mücadele edebilmek için mükemmeliyetçi özellikler geliştirirler. Son olarak ebeveyni mükemmeliyetçi olan çocuklar öğrenme yoluyla da anne babalarını taklit ederek onlar gibi olmak isterler. İşte mükemmeliyetçi özelliği olduğunu düşünen bireylerin bu modeller gibi çeşitli sebeplerle mükemmeliyetçi tarafı gelişmiş olabilir.

Çocukken takdir edilme, kabul görülme ve sevilme gibi ihtiyaçlarının karşılanması belli başarılara bağlanmış olan çocuklar, eleştirilmemek, sevilmek ve kabul görülmek için mükemmel olma çabası içinde büyürler.”

Toplumda mükemmeliyetçiliğin iyi ve gerekli olduğuna, mükemmeliyetçi olanların daha başarılı, iş bitiren olduğuna dair inançlar hakimdir. Ancak mükemmeliyetçi kişilerin, mükemmeliyetçi özelliklere sahip olmayan kişilerden daha başarılı olduğuna dair herhangi bir kanıt yoktur. Aksine mükemmeliyetçi bireylerde temel düşünce yapısı ya hep yahiç düşünme tarzıdır. Bu düşünme biçiminde bir şey ya mükemmeldir ya da eksik, hatalıdır. Ortası yoktur. Bu da onların işlerini yarım bırakmalarına, ertelemelerine ve korkuları yüzünden yapabilecekleri işlerden “mükemmel olmayacaksa hiç olmasın daha iyi” düşüncesiyle kaçınıp hiç sorumluluk almamalarına sebep olduğu görülmektedir. (Görsel_1 burada kullanılacaktır)

İnsan olarak başarılı olma güdüsü, en üstün olma güdüsü her insanda olabilir. Ancak burada bahsedilen mükemmel olmaktan farklıdır. Büyük başarıları olan insanlar da en iyisi olma yolunda yüksek hedefler koyar. Ancak bu insanların mükemmeliyetçi kişilikten farklı olarak koydukları hedefler kendi performanslarıyla doğru orantılıdır. Başarısız olma riskini alabilirler. Çabaları kendini geliştirir. Başarısızlıktan çok başarılı olmaya odaklanırlar. Yapılan eleştiriyi kişiselleştirmezler; iyileştirici olarak kullanabilirler. Kendilerine hata yapma payı verirler. Çünkü insan olmanın bilincine varmışlardır. Hatalarından kendilerine pay çıkarıp daha iyiye gitme eğilimi içinde olurlar. Başaramadıkları takdirde verdikleri mücadeleden dolayı doyum sağlarlar. Mükemmeliyetçi birey ise tam tersine başarısızlık odaklı, hata payı olmayan, kendine ve etrafına eleştirel yaklaşan, kendiyle ilgili memnuniyetsizlik halinin hakim olduğu, emek verirken süreçten zevk alamayan, mükemmel olduğu takdirde kabul göreceğine inanan özelliklere sahiptir.

Sonuç olarak mükemmeliyetçi bireyler bu özellikleriyle fiziksel, duygusal, bilişsel yıprandıkları gibi kendilerini kaygı bozukluğu, depresyon gibi ruhsal sorunlar yaşamaya daha yatkın hale getirirler. Ayrıca şunu fark ediyoruz ki mükemmel insan olma aslında bir efsanedir. Belki de insan olmanın gerekliliği hata yapma özgürlüğü, aslında kıymeti bilinmeyen bir cevherdir. Bu fırsat yaratılmışların içinde sadece insana verilmiştir. Daha derin baktığımızda mükemmel olan tek varlık inanan bir insan için Allah’tır. Allah’ın insandan beklemediği bu özelliği insanın kendinden ve çevresinden beklemesi taşınamayacak kadar büyük bir yük olup sonucunda ise altında ezilmek kaçınılmazdır. Ne demiş Ahmet Hamdi Tanpınar: “En çok hataya düşenler, kendilerinden kudretlerinin üstünde şeyler isteyenler ve kendilerini olduğu gibi kabul etmeyenlerdir.”

İnsan olmanın gerekliliği hata yapma özgürlüğü, aslında kıymeti bilinmeyen bir cevherdir.”

Kaynakça:

Flett, G., & Hewitt P. L. (2002). Perfectionism in children and their parents develepmental analysis perfectionism: Theory, researchand treatment. Washington DC: American Psychological Association.

Missildine, W. H. (1963). Perfectionism-If you must strive to “do better.”. Your innerchild of the past, 75, 90.

Hewitt, P. L., & Flett, G. L. (1991). Perfectionism in the self and social context: Conceptualization, assessment, and association with psychopathology. Journal of Personality and Socail Psychology, 60, 456-470.

Uzel, B , Dönmez, D , Otrar, M . (2018). Orta Ergenlik Dönemindeki Öğrencilerin Benlik Algılarının Mükemmeliyetçilik Düzeylerini Yordama Gücü . HUMANITAS – Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi , 6 (12) , 235-254 . DOI: 10.20304/humanitas.445913

Yorum Yap

E-mail adresiniz paylaşılmayacaktır.